Ben Kim miyim?

Fotoğrafım
Antalya, Turkey
Doğa'nın Maması, Eray'ın Sevgilisi, Can Eşi... Duygusal,asil, zeki, güzel, ağlak, zırlak yani tipik bir BALIK kadını :)

4 Ekim 2010 Pazartesi

DOĞA'MIN İLKLERİNDE YANINDA DEĞİLDİM ÇÜNKÜ...

İzinlerimin hepsini kullandım, artık işe başlama zamanı…

Bu kadar güzel, büyülü bir süreçten sonra işin bu boyutunu açıkçası hiç düşünmemiştim. Bu kadar zor olacağını hiç tahmin edemezdim ve bana bu kadar acı vereceğini aklımın ucundan bile geçiremezdim. Boğazımda bir yumruk yutkunamıyorum sanki kızımı benden alacaklar, ayıracaklar benden, sanki onu bir daha hiç göremeyeceğim. Loğusalık depresyonu belki de bilmiyorum ama berbat bir durum ben kızımla kalmak istiyorum, onun bana ihtiyacı var daha. Her uyandığımda kendi kendimi teselli etmeye çalışıyorum; bu senin için ve Doğa için daha iyi olacak, Doğanın geleceğini düşün, onun için birikim yap. Tamam, tamam iyi olacak sakin sakin, bugün ağlamayacağım, belki birkaç gün zorlanacağız ikimizde ama alışacağız, mantıklı davranmak zorundayım… Saçma ya, yalan ya, mantık olmaz bu iş’te iyi de olmaz, yok olmaz olamaz nasıl daha iyi olsun Doğa’m daha 4 aylık bana ihtiyacı var, muhtaç o bana, mantık bunun neresinde allah aşkına bensiz nasıl yapacak ki, ağladığında hangi kucak ona ana kucağı gibi olur, hangi kucakta kendini güvenilir, emin hissederde kendini teslim eder? Hangi kucak ısıtır içini? Olamaz… Hiçbir kucak olamaz. Her evden ağlaya, ağlaya çıkıyorum. Doğa’mın kokusu burnumda, aklım, kalbim hep onunla. Mantığım hiçbir şeyi kabul etmiyor. “Çocuğunun geleceği için” sözü bence arkasına sığındığımız kocaaa bir bahane. Bebeğimin zaten asıl bu zamanlarda bana ihtiyacı var hatta muhtaç sonrasında okul, arkadaşları, evlilik derken zaten ayrılacak, bir kuş misali uçup gidecek yuvasından. Şu an en güzel zamanları ve ben yanında değilim. En çok içimi acıtan, beni kahreden ve odama geçip sessiz sessiz yumruğumu sıka sıka ağlamama sebep olaylarda bir tanesi; Doğa’mın yaptıklarını bana anlatmaları. Nasıl zoruma gidiyor anlatamam.
Doğa’mın ilk gülümsemesi, ilk ses çıkarması, ,ilk dişi, ilk kahkahası, ilk emeklemesi… vb tüm ilklerini ben yaşamalıyım benimleyken yaşamalı. İlk ben şahit olmalıyım ve ilk ben anlatmalıyım herkese; biliyormusunuz; Doğa’m ilk bana gülümsedi diye ama maalesef ben; anlatan değil, dinleyen taraftayım. İçim buruk ve gözyaşlarımla gülümseyerek yalandan kahkahalar atarak dinliyorum Doğa’mın yaptıklarını. Gurur duyuyorum prensesimle. İşe başlamadan bir gün önce (08/03/2010) Doğa’mla odadayız başbaşa. Daha oturamıyor kucağıma aldım onu, başladım anlatmaya, herşeyi anlattım ona en ince ayrıntısına kadar. İşe başlamam gerektiğini ama onu çok sevdiğimi, onu asla ve asla yalnız bırakmayacağımı…( diğer konular aramızda) önce dinledi sonra hoşuna gitmedi söylediklerim huzursuzlanmaya başladı, emzirdim. Emzirirken ses çıkarmaya başladı, bu ne demek? ( anne seni dinlemiyorum demek )  sonra ben konuşurken farkında olmadan sesim titreyip, ağlamaya başlayınca emmeyi bıraktı, kaşlarını kaldırarak gözümün içine baktı.O bakış öyle manalı, öyle içten bir bakıştı ki resmen bana moral verdi.Sonrasında başını gögsüme dayadı ve 1 saat öyle durduk.Ses çıkarmıyordu gözleri açık ama ses yok ikimizde de. Beni büyük insan gibi takip ediyor. Ben ağlamaya başlayınca bana sarılıyor. Ben ona bir şeyleri izah edeceğim yerde o bana teselli verdi.O beraber uyuduk Doğa’mla, hiç uyanmadı  melekler gibi mışıl mışıl uyudu.

Hiç yorum yok: