Ben Kim miyim?

Fotoğrafım
Antalya, Turkey
Doğa'nın Maması, Eray'ın Sevgilisi, Can Eşi... Duygusal,asil, zeki, güzel, ağlak, zırlak yani tipik bir BALIK kadını :)

28 Eylül 2010 Salı

HAYATIMIN MARATONU BAŞLIYOR!!!!

Pazar sabahı erkenden çıktık hastaneden, yeter yahu sıkıldık yat, yat nereye kadar. Bir sürü işim var zaten, daha Doğa’ma meleğime sıcacık yuvamızı gezdireceğim daha ona oda oda detayları ile evimizi anlatacağım, odasındaki oyuncaklarını, kıyafetlerini, patiklerini göstereceğim. Hadi aşkım bir an önce evimize gidelim, bizi evimize götür.

Sonunda…..evimizdeyiz. Hastanedi ki o tatlı kalabalıktan ve o sevgi selinden sonra evimizde ki huzur ve sessizlik bizim rahatlamamızı sağladı. Evimize ulaşır ulaşmaz Doğa’ma evi detaylı gezdirdim, anlattım. Hemen ısındı, sevdi evimizi, hele de odasına bayıldı o kadar renkli, müzikli bir oda ki sürekli renkleri takip ediyor.( nerden anlasın 2 günlük bebek demeyin onların hissi çok kuvvetlidir, anlarlar). Kısa bir zaman sonra bir baktım ki yine sevdiklerim, yine beni sevenler yanımızdalar. Çünkü bugün 18 Ekim bizim ilk/1. evlilik yıldönümümüz. Organizasyonu annem yapmış sofra, mezeler, yemekler herşey mükemmel. En önemlisi sevdiklerim yanımda, hepsi benimle, hepsi Doğa’mla içten ve candan ilgileniyorlar. Ama ben öncellikli olarak banyo yapmak istiyorum, 2 gün bile olsa resmen hasret kaldım. Elimde damar açtıkları yerlerde kullandıkları bantların izi iyice ovalamadan geçmiyor, ovalasam iki elimin üstü zaten mosmor acayip acıyor, sıcak suyla yıkasam yok oda yakıyor en güzeli yavaş yavaş pamuk ve kolonya ile çıkarmak. Neyse ki onuda hallettim ben ak pak bir şekilde, en güzel kıyafetimi giyinip kısa süreliğine bile olsa organizasyona iştirak ettim. Sanırım hayatımda ki en ilginç ve tabi ki en güzel evlilik yıldönümü çünkü bizim dışımda ki herkes kutluyor. Ben oturuyorum birileri Doğa’ma bakıyor, ben Doğa’mın yanındayım odadayız bana içeriden servis yapıyorlar. Yaklaşık olarak 1 saat durabildim. Kardeşimin evi bile olsa insanın kendi evi gibi olmuyor. İnsan kendini evinde ki gibi rahat hissedemiyor. Kendi evime çıkıp kendi yatağıma yattığımda sanki dünyalar benim oldu ohh be dünya varmış, allahım yatağım ne rahatmışta ben farkına varmamışım.( aslında yatağımın rahatlığının yanı sıra ruhumun, aklımın rahat olması önemli.)Doğa’mla başbaşayız, onu yanıma yatırdım, çok tatlı herşeyi minnacık onu izliyorum, inceliyorum ama doyamıyorum.

Doğum iznime geç çıktığımdan dolayı iznim yeni başlamıştı daha çok zamanım vardı. Günler geçtikçe anneliği değil bebek bakmayı öğreniyordum. Her gün yeni bir bilgi.(bence anneliği kimse kimseye öğretemez kusura bakmayın, annelik içgüdüseldir, içinde ki sesi dinlemektir.) Bu bilgiler gerek çocuğu olan yakınlarımdan, gerekse büyüklerimden, gerekse internetten yapmış olduğum araştırmalar neticesinde öğrendiğim bilgilerdi. Ama ben kişilik olarak zaten aklıma yatmayan hiçbirşeyi yapmam, bana söyleneni önce benim benimsemem lazım ki Doğa’ma uygulayım. Yanlış anlaşılmasın asla doktorcuda değilim, doktorun her söylediğinide yapmam ben içgüdülerimle, içimin sesiyle hareket ederim. Mesela; Doğa’m doğduğundan beri öğlen uykusuna yatmaz, beni tedirgin ettiğinden ve artık uzun zaman böyle devam ettiğinden doktora götürdüm ve bana dediki ;( adını verdiği bitki çaylarından) sen iç Doğa’yada 6 çay kaşığı içir dedi. Aklıma yatmadı bana saçma geldi 2 aylık bebeğe bitki çayı vermek, vermedim. Doğa’m uykusu geldiğinde uyudu, ben uyuması için dışardan ona takviye yapmadım. Artık biz anne/kız kendi kurallarımızı kendimiz koymaya başladık. Kimseyi bu konulara müdahil etmiyorduk. Doğa’mın başında konak oldu bana hemen ilaç ismi önerdiler, bende onları dinlemedim tabi uzun uğraşı sonucunda babaannemin önerisini dinledim ve banyo öncesi başına saf zeytinyağı sürdük 10 dakika beklettik. Sonrasında bu işlemi 3 kez daha tekrarladık ve konaktan eser kalmadı.(Babaannemin kulakları çınlasın).İnanın çoğu zaman ilaçlardan ziyade o beğenmediğimiz şimdiki zamanda bu yapılmaz dediğimiz çoğu işlem daha sağlıklı, daha yararlı ve bebeğe zararsız. O yüzden büyüklerin söylediklerini ben hiç es geçmem mutlaka aklımın bir köşesinde kalır. Günler böyle geçerken bende çocuğuma bakmanın tadına varıyordum. Doğa’m çok özel bir bebek ( her annenin bebeği ona özeldir.) onunla ilgili herşeyi öğreniyorum. Doğa’m bana anneliği sevdirdi. Uykusuz kaldığım gecelerin sayısını hatırlamıyorum bile hatta en son ne zaman deliksiz melekler gibi uyudun diye sorsalar inanın cevap veremem çünkü hatırlamıyorum. Ama bu bana daha çok enerji veriyor gerçekten. Sabahın 5’inde,6’sinde neyse bir ses bana sesleniyor Doğa’m, yanıma alıyorum koynumda yatırıyorum, bu herşeye bedel. Ya da en son sevgilimle ne zaman uzun uzun kahvaltı yaptık ya da akşam yemeği yedik unuttum. Bunlar beni rahatsız etmiyor, aksine anne olduktan sonra önceliklerin değişti, hayattaki sıralamam değişti. Önce Doğa’m, sonra sevgilim, sonra sevdiklerim. Her yeni gün Doğa’m ile ilgili yeni hareketlerini gözlemleyince nasıl heyecanlanıyorum, büyüleyici bir şey bu.


 Her ay değişmesi ve değişik huylarda olması da bence işin en ilginç tarafı.

1.ay: Sarılık oldu ( canım çok sıkılıyordu bu duruma ama ısrarla küveza koydurmadık, her kollarını ve gögsünü açık güneşin doğuşunda güneşe tutuk 10 dakika.)
2.ay:  Sarılığı bitti (sabrettim sonunda başardım)
3.ay:  İskenderundayız, uykusu yok, çok geç yatıyor. Gündüzleri asla uyumuyor.
4.ay:  Evimizdeyiz babasının aldığı ışıklı sesli oyuncaklarını çok seviyor.Uyku yine yok!!!
5.ay:  Adını duyduğunda dönüp bakıyorsun.
6.ay:  Ek gıdalar başladık. Kahkalarınla evimizi şenlendirdin.
7.ay:  Mama, abba, dede, baba diyorsun. Favori şarkın Fasulye resmen oynuyorsun.
8.ay:  İlk kez ateşin çıktı.( Çok korktum sabaha kadar başında bekledim.)
9.ay:  Kendince konuşuyorsun. Emeklemeye başladın.
10.ay: Herşeyin fazlasıyla farkındasın. Anne diyorsun.
11.ay: Benimle kavga ediyorsun.

22 Eylül 2010 Çarşamba

ANNE OLMASAYDIM EĞER

Ben anne olmasaydım eğer….

Topuksuz ayakkabılarla da şık olunabileceğini bilmeyecektim.

Hamileliğim esnasında 80'li kilolara kadar çıkıp kendi çapımda ilk defa bir alanda rekorumu kıramayacaktım.

O küçücük ellerle renkli kartonlardan yapılmış bir kâğıt parçasının bu kadar değerli olabileceğini öğrenemeyecektim.

Kan yapsın diye danadili haşlayıp üzerine yumurta kırıp ağzının tadına da uysun diye çikolatalı pudingle karıştırmak gibi yaratıcılığın sınırlarını zorlayan tarifler keşfedemeyecektim hiç.

Su almak için elimde kumanda ile buzdolabını açtığımda kumandayı buzdolabına koyacak kadar ya da evden çıkarken telsiz telefonu çantama atacak kadar kendimden geçmeyecektim.

Birinin canı yandığında ötekinin bu acıyı hissedebilmesinin sadece ikiz kardeşlerde olduğunu sanacaktım.

Sabahın köründe gözü kapalı mutfağa kadar gidip, süt ısıtıp yine gözü kapalı dönme yeteneğini kazanamayacaktım.

Üzümün çekirdeklerini tek tek çıkarmak için insanüstü bir uğraşa asla girmeyecektim.

Bir insanın gaz çıkarması beni bu kadar mutlu edemeyecekti.

Büyüdüğünde arkadaşlarınla birlikte partilerde Süper Anne olarak eğlenmeyi hayal edemeyecektim.

Babanla belki daha az kavga edecek ama sevginin evlat denilen başka bir boyutuna giremeyecektik.

Sevginin böylesine karşılıksız olanını hiç tadamayacaktım.

Telaşsız sevişmenin hayalini kuramayacaktım.

Annemi bu kadar çok sevdiğimi anlamayacaktım.

Annesinden zorla ayırdılar diye "Uçan Fil Dumbo!" çizgi filminde böğürerek ağlamayacaktım.

Geceleri kesintisiz uyuyacak, hafta sonunda sabahları istediğim saatte kalkacaktım ama uyandığımda yanağıma konmuş minik ellerin sıcaklığı ısıtmayacaktı yüreğimi.

Çantamda sürekli bisküvi, ıslak mendil, bir adet oyuncak, düşer bir yerin kanar diye ayıcıklı yara bandı taşımayacaktım.

Acıyı geçiren öpücüğün gücüne inanmayacaktım.

38,5 derece ateş beni de yakıp kavurmayacaktı.

Yağmur sonrası çamurlu sularda zıplamanın keyfine varamayacak, sen bir lokma daha fazla yiyesin diye kalabalığın ortasında kafamda peçete dansı yapmayacaktım.

Sen olmasaydın eğer yaşamın karmaşıklığını unutup tekrar basit yaşamayı öğrenemeyecektim.

Sen olmasaydın eğer ben asla "anne" olmayacaktım.

Bir çocuk doğduğu anda, bir anne doğarmış... Bu lafın doğruluğuna inanmayacaktım!

 

Bayıldım...(SELİN'ciğim paylaşımın için teşekkür ederim.)

20 Eylül 2010 Pazartesi

ÖZEL TEŞEKKÜRLER...

Aileme, canıma, kanıma ve hastaneye ziyarete gelen herkese tek tek teşekkürler. Telefonla arayanlar aradıklarında sevincimi ben gibi yaşayıp tebrik ederken gözyaşlarına hakim olamayanlar, çiçek yollayanlar hepinize yürekten can-ı gönülden teşekkürler. Ama bazı anlar vardı ki onlar hiç hafızımdan silinmiyor aklıma geldikçe kâh beni güldüren, kâh beni duygulandıran anıların kahramanlarına ve anılara özel teşekkürler.

Özel Teşekkürler;

  • Erayım, canım sevgilim, varlığın için,
  • Egemen, doğumdan çıkar çıkmaz beni gülme krizine soktuğun için (nasıl bir işkenceydi anlatamam sana ),
  • Dilara, elimi hiç bırakmadığın için,
  • Annem, benimle bebek gibi ilgilendiğin için, (annem hakkını ödeyemem),
  • Babam, “Hayatımın Kahramanı”, sana söylenecek sözlerin hepsini hep içimde haykırıyorum, sadece seni çok sevdiğimi bil, benide en az sana olan sevgim kadar sevdiğin için,
  • Meliha Annem hastane dışında ki işlerle birebir ilgilendiğin için,  
  • Doç.Dr. Gürkan Zorlu bayıldığımda telaşlanıp muayeneden çıkıp hemen yanıma koştuğun için,
  • Süper Babaannem, Doğum yapacağım gün sabahın köründe salonda ki sallanan koltuğuna oturup annemden telefon gelene kadar durmaksızın dua ettiğin için,
  • Saboşum, yaktığın tütsülerin kokusu odama kadar geldi, denize attığın ekmekleri balıklar yedi, kuşlar yedi onlar da seninle beraber bana dualarını ettiler, bugüne kadar kendinden çok bana/bize ettiğin dualar için,
  • Tontişim uzun süre kafanı kaldırmadan Doğayı izlediğin  (sonrasında boynun tutuldu galiba) ve sürekli bana birşeye ihtiyacın var mı dediğin için,
  • Gökhan, askerdin rahattık, rahat uyuyorduk sayende, doğum esnasında 100000 defa aradığın için, (Selinin güzel sohbetinin hakkını yemem J )
  • Teeee J istanbullardan gelen Cağnur yine beni yanıltmadığın için,
  • Bade,sabahın 7’sinde hastaneye kahve içmeye geldiğin için,(huylu huyundan vazgeçmez)
  • Hande, yanımda olduğun için ama özel olarak YAĞMUR geldiği için,
  • Sibel Hala, ben küçükken gözlerimin içine baka baka yüksek sesle söylediğin şarkıyı, büyüdüğümde gözlerime her baktığında aynı şarkıyı gözlerinle söylediğin için ; 
  • Varol Varlı, verdiğin destek için,
  • Mellusem, beni yalnız bırakmadığın için, Gökalp Amca cumartesi sabahı erkenden mahçup mahçup hastaneye ziyarete geldiğin için,
  • Mine, getirdiğin ‘aldığım duyumlara göre müthiş olan’ fıstıklı sarmalar için  (1 tane bile yiyemedim içimde, aklımda, gözümde kaldı.) 
  • Kuzenim İso ve sonradan kuzenim olan zevcesi Nisa hiç değişmediğiniz için,
  • Minik kuşum Esin süper çikolatalar için,
  • Manevi ablam Ferda Ablam her zamanki desteğin için,
  • Tanrım, aldığım her nefeste sana milyonlarca kez sükretmeme sebep olan eşsiz hediyen için,

Canım kızım “DOĞA’M” hoş geldin dünyama, iyi ki gelmişsin dünyamıza…

16 Eylül 2010 Perşembe

16/10/2009 09:25 "DOĞA GELDİ, HOŞGELDİ...."


15/10/2009 doğumdan bir gün önce… Melis aradı beni, konuşuyoruz bana sorular soruyor  hamilelikle ilgili, doğumla ilgili… Ne denli rahat ve kaygısız konuşmuşsam Melis bana’ ay Suat yarın doğum yapacan ne kadar rahatsın, niye hiç heyecanlanmıyormusun? diye sorduğunda  güldüm ( ki ben Melisle her konuştuğumda gülerim, enterasan bir kızdır Melis nevi şahsına münhasır bir insandır, onu yaşamak lazım, 2003’ten bu güne “ay Suat dün neler oldu bir bilsen” modunda hayatımda yer alan ve hiç çıkmasını istemediğim nadide gonca gül J ) hemen  kendime geldim, evet ya ben heyecanlanmalıyım yarın doğuma gireceğim ama açıkçası işin en zor tarafı 00:00’dan sonra su ve yemek yasak olması, yemek umrumda değil ama su, yandım, yandım.

Nihayet alarm çalıyor. Kayınvalidem ve kocamın halası bizdeler, annemler 2.katta. Hazırlandım, eşyaları aldık ve odadan çıkmadan her zaman sihirine inandığım, beni hep rahatlatan duamı ettim.(merak edenlere ayrıca söylenir.) Arabada annemlerin gelmesini beklerken apartman kapısında Çağnuru gördüm, işte o zaman sevinçten gözlerim doldu, kalbim nasıl çarptı ve Çağnur'a bir sarılışım var sımsıkı hiç bırakmıcak gibi. Hastaneye geldik,(Antalya Yaşam Hastanesi) odamıza çıktık, odamda deniz manzaralı, jakuzili 5* otellerin odalarına taş çıkartır nitellikte.( tabi ben keyfini falan süremedim o ayrı.) Egemen ve Dilara çok keyifli ve yanındakileri rahatlatan kişilikte insanlar, 1 saat sonra doğuma girecem Dilara bana diyorki “Susu (aile arasında ve dostlar bana susu derler ) gel manzara müthiş röportaj yapalım, çılgın kız. Erayım sürekli benimle, ilgi doruklarda, kendimi prenses gibi hissediyorum herkes, her daim böyle yapacaksa insanin hep hamile olası geliyor. Oda bir güzel olmuş, bir tatlı olmuş sadece içinde minnoşum eksik. Hemşireler gelince heyecanım artmaya başladı, iğneler, hazırlıklar, yavaş yavaş ameliyathaneye iniyoruz.

Asansörün kapısı açıldığında ne göreyim en sevdiklerim orada beni bekliyor, onları görünce sevinçten içimden çığlık ata ata ağladım, ama sessiz kimse duymadı beni, gözyaşlarımı içime akıttım. Annemin alt dudağını ısırarak ellini sallaması ve Erayımın küçük çocuk gibi yaşlı buğulu gözlerle bakması içime oturdu resmen.

Doç.Dr.Gürkan Zorlu (nam-ı değer benim Gürkan Abim ) doktorum, ameliyathanenin kapısında beni bekliyordu.Ona gittiğim ilk günden beri;doğuma sen girmezsen vallahide billahide doğurmam diyordum.( deli kız derdi bana ) Gürkan Hoca bana her zaman güven ve rahatlık  verdi.Beni teslim alıp, eliyle yanıma dokunup hazırmısın dediğinde sanki elinde sihir varda heyecanımı almış gibi “evet dedim” hazırım, rahatım.

Doğumun epiduralli sezeryan oldu .Bebeğin duruşu ve özel sebep dolayısıyla normal doğum yapmam mümkün değildi.Doğumun epidurali olmasına  beraber karar verdik doktorumla iyi ki de öle olmuş.Önüm, solum perdelerle kapalı, tam başlanacak birde ne göreyim sağ tarafıma perde konulmamış ve camlı dolap var yapılan tüm işlemleri yansımadan görebiliyorum önce söylemedim izlemeye karar verdim, (saniyelik bir karar ) sonra vazgeçtim, uyardım hemen kapattılar.Gürkan Hoca sürekli benimle konuşuyor, yaptıklarını anlatıyor.Daha başlayalı 15 dakika olmuştu ama ben sıkıldım yatmaktan meraklıyımla, ne oluyor, ne bitiyor, hangi aşamadalar öğrenmeliyim, herşey kontrolum altında olacak ya.. yok ama burda hiçbirşey kontrolum altında değil, ben kontrol altındayım ve meraktan yattığım yerde çatır çatır çatlıyorum. Hemşirem yanımda “Hayatım boyunca hep gamsız ve kilo almayan insanları kıskanmışımdır, hatta onlara sinir olmuşumdur.” Zeynep hemşirede böyle biri gamsız, yanımda ama ruh gibi arada bana diyorki; mideniz bulanırsa bana söyleyin.Ben ona sorular soruyorum, kaç yaşındasın, ne zaman bu hastaneye başladın? Hayır bana ne oluyorsa banane kızın hayatından, mesleki geçmişinden ama çok sıkıldım yatmaktan. Tez canlı olmanın dezavantajlarını o gün çok iyi gördüm. Gürkan Hocaya sesleniyorum: Gürkan Abi bitmedimi daha ya ben sıkıldım yatmaktan. Gürkan Hoca kızım sen delimisin, yok yok sen normal değilsin çılgınsın, bak kızın da senin gibi çılgın. Gürkan abi bebeği çıkartırken onunla konuşuyor; gel buraya çılgın, zilli gel, anasına çeken güzel gel.( Bence çılgın biri varsa oda Gürkan Hoca, hamilelerle uğraşılır mı hiç? Çekilecek dert değil.)

Bir ses, ağlama sesi, dünyanın en güzel sesi… nasıl yani doğdu mu, geldi mi? Bana hayal gibi gelen gerçeğe dönüştü mü?.Gürkan abi nasıl iyi dimi? Eli ayağı herşeyi sağlıklı dimi ? Ben bunları sorarken duyduğum tek şey Doğanın ağlaması Gürkan Hocanın kahkahaları. Gürkan Hoca bana sesleniyor: Hadi göbeğini kesiyorum, göbek adı varmı? Ben ağlamaktan sesimi duyuramıyorum. Evet, evet var, kaçıncı evet demem bilmiyorum ama sonunda duyurdum sesimi “ZEYNEP” göbek adı Zeynep.

Sonunda odamdayım… Nasıl bir heyecan yaşıyorum, bunu tarif etmemin imkânı yok. Bebeğimi gördükçe gururlanıyorum sanki dünyada bir tek ben doğum yapmışım gibi. O an insan kendini tek ve özel hissediyor. Bence her kadın doğum anında kendini öyle hissetmeli çünkü doğum yapmak mucizevî bir şey, tarifi yok, anlatımı yok. Ben hep derim; Allahım her kadına anne olmayı nasip etsin. Doğama bebeğime kavuşmanın acı/tatlı keyfini dibine kadar yaşıyorum. Minacık elleriyle elimi sıkıyor, öyle masum, öyle savunmasız, öyle saf, öyle duru ki… Dokunmaya kıyamıyorum. Bana kalsa ben Doğayı pamuklara sarmalar öyle büyütürüm. Allahtan yanımdakiler bana hemen müdahale ediyorlar.

Benimle beraber odada ki herkes heyecanımı paylaşıyor. Herkes doğayla ilgileniyor nasıl bir sevgi seli, nasıl bir kalabalık, nasıl ilgi... Ne kadar çok hediyeler, çiçekler, tatlılar, bebek çikolata&şekerleri, gelenler gidenler. En büyüğünden en küçüğü “Yağmuruma” kadar herkesin yüzü gülüyor, herkes mutlu .Odamızı küçük eve çevirmiştik, çikolatalar, sıcak&soğuk içecekler, kurabiyeler, bebek şekerleri, tatlılar…(hatta abartıp lahmacunJ bile yediler )  İyi ki odayı büyük tutmuşuz yoksa sevgi seli hastaneyi kaplardı.Bizim sevincimize bizimle alakadar olan hemşiriler de dahil olmuştu, onlarda bizimle mutluydu.Annem sağolsun hemşireye günde 10 defa avuç dolusu şeker, çikolata ne varsa veriyordu kızcağız annem yüzünden 2 günde 5 kilo almıştır sanırım.

Ertesi gün hemşirenin ihmalkarlığı, biraz unutkanlığı neticesinde ağrılarım o kadar çoğalmıştı ki ağrılar bayılmama ve bilincimin kapanmasına sebep olmuştu.Tek hatırlatığım annemin ağlaması,Erayın başucumda donmuş vaziyette durması ve Egemenin yanağımı okşayıp sessizce adımı söylemesi.Kısa sürdü, unutuldu, bitti…suya anlattım, aktı, gitti.

O günlerde, o anlarda daha da iyi anladım ki ne çok sevinim, sevenimiz varmış ne mutlu bana, ne mutlu bize…



15 Eylül 2010 Çarşamba

HAMİLE SUAT!!!


Benim “Doğa’m” meleğim…. İlk hamile olduğumu duyduğumda sevinçten çıldırdım, kulaklarıma inanamadım.Sonucu öğrenmek için hastaneyi aradığımda telefonda ki hemşireye ard arda gerçekten mi eminmisiniz diye sordum ki sonunda kadin tersledi beni “evet hanımefendi sonuç pozitif yani hamilesiniz allah allah” onun için çok sıradan, normal bir durum benim içinse yeni hayatımın başlangıç noktası….

İnsanin başına güzel bir olay geldiğinde sonunu hiç düşünmez. Günler geçtikçe heyecanım daha da artıyordu, bir an önce karnım çıksın istiyordum, hemen hareket etsin hatta hemen doğsun çünkü beklemeye sabrım yoktu. Zaman geçtikçe her yeni bir gün öğrendiğim yeni bilgilerle hamileliğin keyfini daha da fazla çıkarmaya başlamıştım. Ta ki Nisan 2009 Perşembe gecesi şirket yemeği sonrasında ağrım olana kadar.Böyle bir vicdan azabı, kahrolmuşluk, bitiklik yok olamaz nefes alamıyordum kalbim durdu sanki….Erayım canım kocam en az benim kadar korktu telaşlandı.Doktarumdan ne yapmamız gerektiğini öğrenip, ilaçları almaya gidip bana ilaçları içerene kadar ki süre zarfında tek bir soru beni yedi bitirdi.Küçücük bebeği tutunduramıyorsun karnında? Yapılması gereken herşeyi en ince ayrıntısına tüm acılarına rağmen yaptırdım aklımda en ufak bir soru işareti bile kalmadı…sonunda beklediğimiz haber geldi küçük meleğim çok inatçı, tutuğunu koparan, güçlü bir bebek.Artık karnım o kadar çok büyümüştü ki insanların patavatsizca yorumlarına cevap vermekten sıkılmıştım.Herkes ne hali varsa görsün ben çok mutluyum kocaman karnımla!!!

Kıskanç insanlar kendilerini tek bir cümle ile ele verirler.Yabancının kıskanç olması alışagelmiş bir durum da kendin gibi bildiğin insanların kıskanç olması çok üzücü…Kontrollerim sıklaşmıştı, kontrol altındaydım.Aldığım hormon ilaçları ve vurulduğum iğnelerden dolayı 15 kilo almıştım, olsun ama cinsiyetinide bu olayın akabinde öğrendiğim meleğim prensesim için olsun varsın 50 kilo alım.Kıskananlar daha çok kıskansın, gamsızım bu konuda !!!8 aylık olana kadar hiçbir eşya almamıştım doğama, yatak odası düşünmüyorduk aslında düşünemiyorduk çok masrafımız vardı birde bebek yatak odası ağır gelir diye düşünüyorken… Benim canlarım kardeşlerim süper bir organizasyonla bebek yatak odası hediye ettiler. Bunun sebebide kız kardeşime anlatığım canımı sıkan bir olaydı… Maalesef insan parayı bulunca geçmişini unutuyor, para umudunuzun en çok olduğu insanı bile değiştiriyor. Doğum anım geldi çattı. Herkeste heyecan, mutluluk, bebek şekerleri, bebek odası hazırlığı, kapı süsü, kıyafetler yıkandı ütülendi, eksiklikler tamamlandı....

Gerisi soraaa....:)