Ben Kim miyim?

Fotoğrafım
Antalya, Turkey
Doğa'nın Maması, Eray'ın Sevgilisi, Can Eşi... Duygusal,asil, zeki, güzel, ağlak, zırlak yani tipik bir BALIK kadını :)

16 Eylül 2010 Perşembe

16/10/2009 09:25 "DOĞA GELDİ, HOŞGELDİ...."


15/10/2009 doğumdan bir gün önce… Melis aradı beni, konuşuyoruz bana sorular soruyor  hamilelikle ilgili, doğumla ilgili… Ne denli rahat ve kaygısız konuşmuşsam Melis bana’ ay Suat yarın doğum yapacan ne kadar rahatsın, niye hiç heyecanlanmıyormusun? diye sorduğunda  güldüm ( ki ben Melisle her konuştuğumda gülerim, enterasan bir kızdır Melis nevi şahsına münhasır bir insandır, onu yaşamak lazım, 2003’ten bu güne “ay Suat dün neler oldu bir bilsen” modunda hayatımda yer alan ve hiç çıkmasını istemediğim nadide gonca gül J ) hemen  kendime geldim, evet ya ben heyecanlanmalıyım yarın doğuma gireceğim ama açıkçası işin en zor tarafı 00:00’dan sonra su ve yemek yasak olması, yemek umrumda değil ama su, yandım, yandım.

Nihayet alarm çalıyor. Kayınvalidem ve kocamın halası bizdeler, annemler 2.katta. Hazırlandım, eşyaları aldık ve odadan çıkmadan her zaman sihirine inandığım, beni hep rahatlatan duamı ettim.(merak edenlere ayrıca söylenir.) Arabada annemlerin gelmesini beklerken apartman kapısında Çağnuru gördüm, işte o zaman sevinçten gözlerim doldu, kalbim nasıl çarptı ve Çağnur'a bir sarılışım var sımsıkı hiç bırakmıcak gibi. Hastaneye geldik,(Antalya Yaşam Hastanesi) odamıza çıktık, odamda deniz manzaralı, jakuzili 5* otellerin odalarına taş çıkartır nitellikte.( tabi ben keyfini falan süremedim o ayrı.) Egemen ve Dilara çok keyifli ve yanındakileri rahatlatan kişilikte insanlar, 1 saat sonra doğuma girecem Dilara bana diyorki “Susu (aile arasında ve dostlar bana susu derler ) gel manzara müthiş röportaj yapalım, çılgın kız. Erayım sürekli benimle, ilgi doruklarda, kendimi prenses gibi hissediyorum herkes, her daim böyle yapacaksa insanin hep hamile olası geliyor. Oda bir güzel olmuş, bir tatlı olmuş sadece içinde minnoşum eksik. Hemşireler gelince heyecanım artmaya başladı, iğneler, hazırlıklar, yavaş yavaş ameliyathaneye iniyoruz.

Asansörün kapısı açıldığında ne göreyim en sevdiklerim orada beni bekliyor, onları görünce sevinçten içimden çığlık ata ata ağladım, ama sessiz kimse duymadı beni, gözyaşlarımı içime akıttım. Annemin alt dudağını ısırarak ellini sallaması ve Erayımın küçük çocuk gibi yaşlı buğulu gözlerle bakması içime oturdu resmen.

Doç.Dr.Gürkan Zorlu (nam-ı değer benim Gürkan Abim ) doktorum, ameliyathanenin kapısında beni bekliyordu.Ona gittiğim ilk günden beri;doğuma sen girmezsen vallahide billahide doğurmam diyordum.( deli kız derdi bana ) Gürkan Hoca bana her zaman güven ve rahatlık  verdi.Beni teslim alıp, eliyle yanıma dokunup hazırmısın dediğinde sanki elinde sihir varda heyecanımı almış gibi “evet dedim” hazırım, rahatım.

Doğumun epiduralli sezeryan oldu .Bebeğin duruşu ve özel sebep dolayısıyla normal doğum yapmam mümkün değildi.Doğumun epidurali olmasına  beraber karar verdik doktorumla iyi ki de öle olmuş.Önüm, solum perdelerle kapalı, tam başlanacak birde ne göreyim sağ tarafıma perde konulmamış ve camlı dolap var yapılan tüm işlemleri yansımadan görebiliyorum önce söylemedim izlemeye karar verdim, (saniyelik bir karar ) sonra vazgeçtim, uyardım hemen kapattılar.Gürkan Hoca sürekli benimle konuşuyor, yaptıklarını anlatıyor.Daha başlayalı 15 dakika olmuştu ama ben sıkıldım yatmaktan meraklıyımla, ne oluyor, ne bitiyor, hangi aşamadalar öğrenmeliyim, herşey kontrolum altında olacak ya.. yok ama burda hiçbirşey kontrolum altında değil, ben kontrol altındayım ve meraktan yattığım yerde çatır çatır çatlıyorum. Hemşirem yanımda “Hayatım boyunca hep gamsız ve kilo almayan insanları kıskanmışımdır, hatta onlara sinir olmuşumdur.” Zeynep hemşirede böyle biri gamsız, yanımda ama ruh gibi arada bana diyorki; mideniz bulanırsa bana söyleyin.Ben ona sorular soruyorum, kaç yaşındasın, ne zaman bu hastaneye başladın? Hayır bana ne oluyorsa banane kızın hayatından, mesleki geçmişinden ama çok sıkıldım yatmaktan. Tez canlı olmanın dezavantajlarını o gün çok iyi gördüm. Gürkan Hocaya sesleniyorum: Gürkan Abi bitmedimi daha ya ben sıkıldım yatmaktan. Gürkan Hoca kızım sen delimisin, yok yok sen normal değilsin çılgınsın, bak kızın da senin gibi çılgın. Gürkan abi bebeği çıkartırken onunla konuşuyor; gel buraya çılgın, zilli gel, anasına çeken güzel gel.( Bence çılgın biri varsa oda Gürkan Hoca, hamilelerle uğraşılır mı hiç? Çekilecek dert değil.)

Bir ses, ağlama sesi, dünyanın en güzel sesi… nasıl yani doğdu mu, geldi mi? Bana hayal gibi gelen gerçeğe dönüştü mü?.Gürkan abi nasıl iyi dimi? Eli ayağı herşeyi sağlıklı dimi ? Ben bunları sorarken duyduğum tek şey Doğanın ağlaması Gürkan Hocanın kahkahaları. Gürkan Hoca bana sesleniyor: Hadi göbeğini kesiyorum, göbek adı varmı? Ben ağlamaktan sesimi duyuramıyorum. Evet, evet var, kaçıncı evet demem bilmiyorum ama sonunda duyurdum sesimi “ZEYNEP” göbek adı Zeynep.

Sonunda odamdayım… Nasıl bir heyecan yaşıyorum, bunu tarif etmemin imkânı yok. Bebeğimi gördükçe gururlanıyorum sanki dünyada bir tek ben doğum yapmışım gibi. O an insan kendini tek ve özel hissediyor. Bence her kadın doğum anında kendini öyle hissetmeli çünkü doğum yapmak mucizevî bir şey, tarifi yok, anlatımı yok. Ben hep derim; Allahım her kadına anne olmayı nasip etsin. Doğama bebeğime kavuşmanın acı/tatlı keyfini dibine kadar yaşıyorum. Minacık elleriyle elimi sıkıyor, öyle masum, öyle savunmasız, öyle saf, öyle duru ki… Dokunmaya kıyamıyorum. Bana kalsa ben Doğayı pamuklara sarmalar öyle büyütürüm. Allahtan yanımdakiler bana hemen müdahale ediyorlar.

Benimle beraber odada ki herkes heyecanımı paylaşıyor. Herkes doğayla ilgileniyor nasıl bir sevgi seli, nasıl bir kalabalık, nasıl ilgi... Ne kadar çok hediyeler, çiçekler, tatlılar, bebek çikolata&şekerleri, gelenler gidenler. En büyüğünden en küçüğü “Yağmuruma” kadar herkesin yüzü gülüyor, herkes mutlu .Odamızı küçük eve çevirmiştik, çikolatalar, sıcak&soğuk içecekler, kurabiyeler, bebek şekerleri, tatlılar…(hatta abartıp lahmacunJ bile yediler )  İyi ki odayı büyük tutmuşuz yoksa sevgi seli hastaneyi kaplardı.Bizim sevincimize bizimle alakadar olan hemşiriler de dahil olmuştu, onlarda bizimle mutluydu.Annem sağolsun hemşireye günde 10 defa avuç dolusu şeker, çikolata ne varsa veriyordu kızcağız annem yüzünden 2 günde 5 kilo almıştır sanırım.

Ertesi gün hemşirenin ihmalkarlığı, biraz unutkanlığı neticesinde ağrılarım o kadar çoğalmıştı ki ağrılar bayılmama ve bilincimin kapanmasına sebep olmuştu.Tek hatırlatığım annemin ağlaması,Erayın başucumda donmuş vaziyette durması ve Egemenin yanağımı okşayıp sessizce adımı söylemesi.Kısa sürdü, unutuldu, bitti…suya anlattım, aktı, gitti.

O günlerde, o anlarda daha da iyi anladım ki ne çok sevinim, sevenimiz varmış ne mutlu bana, ne mutlu bize…



3 yorum:

sezin dedi ki...

yaa susu öyle güzel yazmışsın ki bidaha doğurasım geldi:)))

Suat Özcan dedi ki...

sezzzz ee hadi o zaman neyi bekliyoruz :)

Ayazma dedi ki...

Susucum, blogun hayırlı olsun.. :)Olayları yüzyüzeyken dinlemiş kadar oldum. Harika anlatmışsın. Sıkıntılar yaşamışsın ama çok şükür atlatmışsın her şeyi. Doğa çok tatlı maşallah. :)
İnşallah Antalya'ya geldiğimde bol bol sıkıştırabilirim bızdığı. :)

Benim de blogumu ziyaret etmek istersen adresi: http://maksatmuhabbetolsun.blogspot.com/

Düğünde görüşmek üzereeee :)

Pınar